24 Ekim 2014, Cuma
   
Yazı Boyutu
Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Şifre: Beni hatırla

Dinimizle İlgili Bilgiler
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: HZ.İBRAHİMİN KISSASI

HZ.İBRAHİMİN KISSASI 07 Nis 2009 00:32 #87

  • niksarhuseyingazi
  • niksarhuseyingazi's Avatar
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Administrator
  • Gönderiler: 1039
  • Teşekkür Sayısı: 1
  • Başarı: 2
HZ.İBRAHİMİN KISSASI

Nuh, Hud ve Salih peygamberlerden sonra yeni bir peygamberin vakti saati gelmişti.

Babil ülkesinin yeni bir uyarıcıya ve müjdeleyen birine ihtiyacı vardı.

Şimdi zamanın atmosferine bakalım. Babil imparatorluğu inanılmaz bir refah düzeyi yakalamıştı. Babil’in meşhur Asma Bahçelerinin yeşertildiği zamanlar. Ticaret ve saygınlık deseniz zirvede. M.Ö. ikinci bin yılın başlarından birinci bin yılın başlarına kadar uzun bir hükümdarlık dönemi. Allah onlara nimetini ziyadesiyle vermişti.

Rivayete göre Babil Kulesi bu donemde inşa edildi. Altın çağını yaşayan Babil’in kalıntıları Bağdat’ta 88km. Uzaklıktaki Hille kasabası yakınlarında bulunuyordu. Bu ihtişam İskender’in bile dikkatini çekmiş, büyük Roma imparatorluğunun başkenti yapmak istemişti.

Babil, İncil’e göre Nuh tufanından hemen sonra güvenli bir yer olsun diye yapıldı. Görkemli güvenli ve başı göğe değen bir kule inşa etmek istiyorlardı. Tanrı inşaatta çalışan isçilerin dillerini birbirlerini anlamalarını önleyecek şekilde karıştırarak durdurdu. Kule hiç bir zaman bitirilemedi ve insanlar dünyanın dört bir yanına farklı diller konuşarak dağıldılar. Şimdi Babil’in Asma Bahçeleri’nin kalıntıları bile dünyanın yedi harikasından biri olarak görünüyor. Kulenin kaidesinin bir kenarı 91 metreyi geçiyordu.

Burada Sabiilik dini hakimdi. Ruhlara ve meleklere ibadetle başlayıp sonra da yıldız ay ve güneş namına yapılan putlara tapıyor, adaklar adıyorlardı. Taptıkları putları ve yıldızları ruhların sembolü sayarlardı.

Kuran’da yer almamakla birlikte, bazı tarihlerde Hz. Musa kıssasının bir benzeri de Hz. İbrahim için anlatılır. Babil ülkesinin kralı ve kendini tanrı olarak ilan etmiş bulunan Nemrut bir rüya gördü. Aydan daha parlak bir yıldız, başının üzerinde parlıyordu. Büyücüleri, kahinleri zamanın en iyi astrologlarını çağırdılar. Hepsinin ortak kanaati ve rüya üzerine yorumu aynıydı. Bu yıl bir erkek çocuğu doğacak. O çok kutlu biri olacak ve Nemrut’un tahtını yerle bir edecek.

Hz. İbrahim’in babası Azer, put yapıcısıydı ve zamanla Nemrut’un en yakın adamlarından biri olmuştu. Annesi Usa ise hamileydi ve o yıl doğan bütün erkek çocukları öldürülmesi emredildiğinden hamileliğini gizlemişti. Sonra vakti gelince onu kocasından bile gizleyerek evlerinden uzaklarda bir mağarada doğurdu ve mağaranın önünü büyük taşlarla kapattı. Geceleri mağaraya gidip onu gizlice beslerdi. Azer öğrendiğinde artık o büyümüş ve iş işten geçmişti. Bir baba olarak onu ele verecek değildi.

İbrahim’in biraz aklı erince baba oğul tartışmaya başladılar. Putların bir fayda yada zarar getirmekten ne kadar uzak olduklarını söyleyen İbrahim; aya, yıldızlara ve güneşe parlaklıklarına bakarak meylettiyse de onların devrilip gitmeleri, batıp sönmeleri onda sonsuzluk arayışına yol açtı ve her türlü zevalden müstağni olan, biricik ve ortağı olmayan Allah inancını keşfetmesine neden oldu.

Ayetlerin bildirdiğine göre Tanrının nasıl dirilttiğini yakinen bilmek isteyince Allah ona dört farklı kuş alıp bunları parçalayarak dört ayrı dağa yada bir dağın dört ayrı tarafına bırakmasını sonra da kuşları çağırmasını istemişti. Çağırılan kuşların uçarak ona doğru gelmeleri çok açıktan bir ibretti.

Bu olayın ardından büyük bir tevhid mücadelesi başlattı. Nemrut ile tartışmalara girdi. Nemrut’a gücünü kanıtlaması için Rabbin yaptığının aksine güneşi batıdan doğurmasını teklif edince artık bu onun ölüm fermanı oldu. Çünkü zalim hükümdarı insanların önünde cevapsız ve hareketsiz bırakarak gazabını çekmişti.

Allah’tan başkasına tapınmadığı için ceza olarak öyle büyük bir ateş hazırlanmıştı ki onu ancak şeytanın akıl vermesiyle icat edebildikleri özel bir mancınıkla ateşin ortasına fırlattılar. Bu arada Cebrail göründü ve bir dileği olup olmadığını sordu. O; “hayır’ dedi, “Artık sadece Rabbime dayanıyorum, ondan diliyorum.”


“ Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol !” Enbiya: 69

Bu muhteşem ayetle ateşin ortasında yemyeşil bir bahçe oluştu. İbrahim sükunet içinde ve ateşten uzaktı. Bunu gören Nemrut ve halkı uzun süre iman ve küfür arasında gidip geldiler ama sonunda büyüklük taslama galip geldi.

Burada asıl konumuz Hacer olduğundan bu olayların detaylarına giremiyoruz ama şu kadarını söyleyelim ki , Allah’ın gazabına karşı her önlemi alan, korku içinde uykuları kaçan Nemrut, küçük bir sivrisineğin taarruzuyla oldu.

Bu olaylardan itibaren bütün peygamberlerin ortak kaderi olan hicret vuku buldu. Hazreti İbrahim artık buralarda duramazdı. Biricik eşi, can yoldaşı, dert ortağı Sare ve az sayıdaki ashabıyla birlikte Şam’a doğru yola çıktılar. Harran’a yani Urfa’ya geldikleri de rivayet edilir.

Bütün bu olaylarda ona eşlik eden çok genç biri daha vardı. İbrahim’in kardeşinin oğlu olduğu öne sürülen Lut aleyhisselam. Bu hicret esnasında ilahi bir emirle onun bir kaç arkadaşıyla beraber farklı bir yöne gitmesi istenmişti. Her türlü insani düşüklüğün yaşandığı, gelmiş geçmiş halklar içinde en alçak derecelere inmiş insanların bulunduğu aralarında Sodom ve Gomore’nin de yer aldığı beş şehre doğru yola çıkmışlardı.

İbrahim ve Sare ise yol ayırımından sonra Mısır’a geldiler. Burada Sare’nin büyük imtihanı vardı. Kocası Adem ve Nuh aleyhiselamdan sonra insanlığın üçüncü büyük atasıydı. En büyük, ul’ul-azam peygamberlerdendi. Hep evlatsızlık acısını yüreğinde taşımış, zürriyetim olacak mı diye endişelenmişti ama onun soyundan gelenler, gökteki yıldızlardan daha çok olacaktı. O bunu bilemiyordu, çünkü bir beşerdi ve ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebilirdi.

İbrahim’e 10 sayfa vahiy gönderilmişti. Ebuzer’in Peygamberimizden (Sallallahu aleyhi Vesellem) bu sayfalar, akıllı bir insanın aklına yenik düşmeyeceği, insanın malı bir araya getirmek için değil, kafir de olsa mazlumun hakkını zalimden almak için çalışmasının zaruri olduğu, zamanı iyi kullanıp bir kısmını münacata bir kısmını hesaplaşmaya ayırması gerektiği gibi konuları ihtiva ediyordu.

Kuran ise İbrahim’i şöyle tanımlıyordu: Allah’ın dost edindiği kimse, çok içli, yüreği yanık, yumuşak huylu, kendini Allah’a vermiş, vefakar, hanif, sadık ve görevini tam yapmış, Allah’ı bir tanıyan, gerçek bir Müslüman, işinde Allah’a dönük, inanmış bir kul…

Evi yol üzerindeydi. Geleni geçeni doyururdu. Adının anlamı millet babası demekti. Onun güzel isimleri vardı. Halilullah (Allah dostu), Ebul Edyaf (misafirler babası).


Göklerin ve yerin sırları kendisine öğretilmişti

“ Biz İbrahim’e kesin ilme erenlerden olması için göklerin ve yerin melekutunu da öyle gösteriyorduk” En’am: 75

Çok sevgili bir kul olmasına rağmen babasının affedilmesi için yaptığı dua kabul olmadı. Buradan şu gelenek oluştu ki iman etmeyenlerin affına değil hidayetine dua edilebilirdi ancak. Velev ki o kişiler anamız babamız olsun.
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
  • Sayfa:
  • 1