Erbaa HES'e İstanbul'dan Cevap
Son Güncelleme: Cumartesi, 28 Ağustos 2010 16:18 Cuma, 12 Mart 2010 10:52

İstanbul'daki Tokatlıların güçlü sesi olan "Tokat Merkez ve İlçeleri Sosyal Dayanışma Eğitim ve Kültür Derneği” (Tokatlılat Derneği) yöremizin de güçlü sesi olmaya devam ediyor. Dernek Erbaa HES projesi ile ilgili İstanbul'da bilimsel toplantı düzenledi.
Erbaa HES ile ilgili bilimsel toplantıyı Sayın Şafak GÜMEN değerlendiriyor.
ERBAA HES’ E İSTANBUL’DAN “BİLİMSEL “ CEVAP...
Kelkit Vadisinin Çukurovası , Niksar ve Erbaa ovalarına can veren Kelkit nehrinin sularının, doğal yatağından alınarak, 60 km. lik beton kanallarla Erbaa Ovası bitimine kadar götürülerek, özel bir şirkete verilen Erbaa Hidro Elektrik Santrali kurulmasına yönelik projeye tepkiler gün geçtikçe artıyor.
Niksar ve Erbaa’ nın sivil toplum kuruluşları, siyasiler ve vatandaşların Erbaa HES ile, küresel ısınmadan en az etkilenecek bölgeler arasında gösterilen topraklarının, sularının alınarak, Kelkit Vadisini çölleştirerek, doğal felakete sürükleyecek projeye karşı, İstanbul’ da ki Tokatlıların güçlü sesi Tokat Merkez ve İlçeleri Sosyal Dayanışma, Eğitim ve Kültür Derneği ‘ de “ bilimsel bilgilendirme” toplantısı düzenledi.
“Bilim Karşıysa, Biz de Karşıyız.”
Projenin gündeme geldiğinden beri; “ bilim karşıysa, bizler de karşıyız” ilkesi ile hareket ederek, hemşehrilerinin haykırışlarına her platformda destek olan İstanbul Tokatlılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İrfan AYDIN’ ın öncülüğünde, “Kelkit Vadisinde ki HES’ ler” konulu bilimsel bilgilendirme toplantısında, bilim dünyasının görüşleriyle, Kelkit Vadisi ve özellikle de Erbaa HES projesindeki bilinen ve bilinmeyen acı gerçekler kamuoyunun bilgisine sunuldu.
Bilimsel Bilgilendirme toplantısına; Yıldız Teknik Üniversitesi, Çevre Mühendisliği bölümünden, Prof.Dr. Beyza ÜSTÜN, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ nden Çevre Hukukçusu Doç.Dr. Aynur AYDIN COŞKUN, Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet ATALIK ve panelin yöneticisi olarak İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinden Murat GÖKDEMİR katıldılar.
Merkezi İstanbul, Aksaray’ da bulunan Tokatlılar Derneğince organize edilen, “ Kelkit Vadisinde ki HES’ler” konulu toplantı, Fatih Belediyesi Ali Emiri Kültür Merkezi Salonunda yapıldı. Toplantıya konuşmacı Bilim insanlarının yanı sıra; Tokatlılar Derneği Başkanı İrfan AYDIN, Dernek yönetici ve üyeleri, Amasyalılar Federasyonu Başkanı Kemal BEKTAŞ, Diyarbakır Dernekler Federasyonu Başkanı Murat GÖKHAN, Giresun Dernekler Federasyonu Başkanı Sıtkı ADA ve ORDU DEF Genel Başkanı Salih Ziya CÖRÜT, Kastamonu dernekler federasyonu Başkanı, Erbaa Ziraat Odası Başkanı Osman ÜSTÜN ve yönetici arkadaşları, Niksar Gülbayır Köyü Dernek Başkanı Kazım KESER, Şafak GÜMEN gibi konuya ilgi duyan hemşehrilerimizin katılımlarına rağmen, İstanbul’ da varlığı 300 lü rakamların üzerinde olduğu bilinen birçok köy, kasaba, ilçe derneklerinden katılım olmaması üzüntü ve hayretle karşılandı. İstanbul’ daki bu hemşehri dayanışmamasının olmamasına yakınan Başkan İrfan AYDIN’ da açılış konuşmasında irili ufaklı birçok derneklerinin bulunmasıyla övünen hemşehrilerine serzenişte bulundu.
Katılımcılardan, Tokat Eski Bayındırlık İl Müdürü Mehmet Yavuz ATUNER ise eğlence gecelerinden çok, böyle günlerde birlikte beraber olmaya ihtiyaçları olduğunu söylerken, “milletvekillerimizin de burada olmasını isterdim” diye görüşünü bildirmesine, Tokatlılar Dernek Başkanı İrfan AYDIN, “ 18 Ekim 2009 günü İstanbul Sarıyer Hakimevinde Tokatın Sorunları ve Çözüm yolları adıyla yaptıkları toplantıya, üç milletvekilinin icabet ettiğini, fakat sevgili hemşehrilerinin yine rağbet göstermediğinden yakınarak, vekillerimizin çoğu zaten karşı olduğunu beyan ediyor, Reşat DOĞRU , Dilek Yüksel , Hüseyin Gülsüm karşı olduklarını deklare ettiler, bugün Reşat Doğru Bey aradı, annesinin rahatsızlığı sebebiyle katılamayacağını, gönüllerinin orada olduğunu ifade ettiler, Reşat Doğru’ ya özellikle teşekkür etmek istiyorum HES olayına gösterdiği hassasiyetten dolayı, mesele halkın, sivil toplumun bu işe sarılarak, gerek hukuk, gerek bilimsel, gerek siyasi, gerekse de sivil toplumda mücadeleyi yürütmektir” dedi. Aydın ayrıca SMS yoluyla 1200 üyelerine, basıl ve mail yoluyla da üyelerine ulaştıklarını belirterek, halk sahiplenecek, önce halk sahiplenmeli, nerede derneklerimiz, neredeler, Amasya, Kastamonu, Ordu, Sivas, Giresun, Diyarbakır dernekleri federasyon başkanları desteklemek için buradalar, bizimleler, öyleyse yarın çıkıp şikayet etmeye hakkımız yok. Biz nasılsak öyle yönetiliriz. ” diye serzenişte bulundu.
İrfan AYDIN; “ Çevremize sahip çıkmak istediğimiz için buradayız, öyle çok dedikodu var ki, bizler bilim karşıysa karşıyız, onun için toplandık, iki yıldır 500 sayfayı aşkın doküman topladık, üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarından, kamu kurumlarından, ÇEKÜL, Doğa Vakfı gibi kuruluşlardan görüşler, bilgiler topladık. Binlerce yıldır akan suyumuzu, ırmağımızı yatağından alıp, 60 km. boyunca beton bir kanal içerisine alınmasını düşünün. Biz bilime aykırı, doğaya aykırı HES’ lere karşıyız” diyerek yaptığı açılış konuşması sonrası sözü bilim insanlarına bıraktı.
GÖKDEMİR; “Eline Çantasını Alan İnşaata Başlayabiliyor.”
Toplantı yöneticisi İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası yönetiminden İnş. Mühendisi Murat GÖKDEMİR, “ Suyun ticarileştirilmesine hayır platformu kurduk, dünyada suyun ticarileştirilmesinde menşei Fransa olan Dünya Su Konseyi sürecinde, Türkiye’ de neden aniden HES’lere talepler oluştu. 2009’ da İstanbul’ da toplanan Dünya SU Formu 2006 yılında kararlanmıştı, bu sebeple, proje geliştirme, petrolden sonra sermayeler, tekeller suya yönelik kapitalist sistemler, özelleştirme eğilimleri başladı. Eğitim, Sağlık ve enerji ile devam eden bu furyada enerji de özellikle diğer sektörlerde kar marjları daralan yerli yada yabancı firmalar suya yönlendirildi, suyu satmak ve bundan karlar elde etmek amaçlı pazarlar geliştirildi. Bu Pazar oluşumu için gereken altyapılar hazırlandı, enerji sıkıntıları, elektrik kesintileriyle kamuoyu bu pazarın açılması için hazırlandı, bir gecede 700 ün üzerinde özel sektöre su üzerinden enerji sağlamaya yönelik lisanslar, web sayfalarında ilan edildi. 1600 adet irili ufaklı,hiçbir doğa, canlı-cansız hayatı göze alınmadan küçük HES projesi gündeme getirildi.Eline çantasını alan, biraz da iktidarla arası iyi ise hemen lisansı alıp inşaata başlayabiliyor. Amaç kamu eliyle kar elde etme politikasıdır.”
DOÇ.DR. COŞKUN “EYVAH ! ÇED olumlu raporu gerektirmeyen iki adet küçük HES’ mi geliyor”
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Çevre ve Orman Hukuku Anabilim dalı öğretim üyesi, aynı zamanda da, Dernek başkanı İrfan Aydın’ ın kızı Doç.Dr. Aynur AYDIN COŞKUN, sorunların çözümü için sonuçta hukuka geldiğini, “istediğimizi yapalım, hukuk katında başaramadıktan sonra beyhude” diyerek konuşmasına başladı.
AYDIN; “ Ormancıyım, Hukukçuyum, Tokatlıyım, Niksarlıyım. Bütün tatillerini köyünde geçiren, Kelkit Vadisinin havasını, suyunu, toprağını, doğasını, insanını bilen, yaşayan, görüntüde şehirli ama köylü olmaktan gurur duyan biri olarak aranızdayım. Savaşımız hukuka dayandı. İstediğimiz yapalım, hukuk katında başaramadıktan sonra beyhude çabalarımız. Belki Allah katında haklı olsak ta, hukukta çözüme ulaşacağız. Hukuk zordur, çevre hukuku çok daha zordur. Anayasamız 56. Maddesinde “ herkes dengeli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” der. Şimdi Niksarlı gömleğimi çıkararak çevre hukukçusu kimliğimle konuşacağım. Ben her şeye karşı çıkan çevrecilerden değilim, öncelikle bunu belirteyim. HES’ ler yenilenebilir enerji kaynakları olarak gerçekten masumudur? Değil tabiî ki , inşaat aşamasında, su tutulmasında, doğal kaynaklar üzerinde bir çok zararları var. Günümüzde hergün artan küçük HES sayısını artık takip dahi edemiyoruz. Çok ciddi sorunlar olarak geliyorlar artık. Ülkemiz politikasında 30 yıllardan beri HES ler zaten var. Ama sorun bugüne kadar olanlarda değildi, günümüzde artık sayıları binlerle ifade edilen ve özel şirketlerce kiralanan akarsularımız üzerine, Avrupa Birliği raporlarında dahi öngörülen Türkiye’nin HES kapasitesinin Yüzde yüzünü kullanmaya yönelik görüşleriyle ciddiyet kazandı. Ve yine üzülerek söylemeliyim ki bu yüzde yüz kullanın denilen kapasitenin en çoğu bizim, yani Karadeniz bölgemizde. Biz bunlara toptan mı karşı çıkıyoruz? Hayır ama ÇED etkilerinin iyi değerlendirilip, analiz edilmesi gerektiği de gerçektir. HES lerde süreç nasıldır peki. Önce raporlar hazırlanır. Hazırlanır ama nedense ülkemizde olumsuz ÇED raporu neredeyse yok gibidir. 1600 adet irili ufaklı HES raporundan sadece Yüzde biri mi olumsuzdur. Burada şüpheleniyoruz, mücadelemizde burada başlıyor. Kısacası ÇED raporlarından biraz korkacağız. ÇED raporlarının yüzde bir oranında olumsuz çıkması dahi yeterli görülmüyor ki, şimdi esas tehlikenin bir başka boyutunu sizlere aktarıyorum Zaten çoğu zaman bir gerçekliği bulunmayan ÇED raporlarının tamamen kaldırılarak, yok edilmesi gündemde. 25 Mw gücün üzerindeyse ÇED gerekli, altındaysa gerek yok. Son dönemde anladığımız demek ki artık ÇED’ siz HES’ ler yapılacak. Yani yakında bu HES tehlikesi karşısından tek dayanağımız olan, iptal ettirmeye uğraştığımız ÇED’ ler dahi olmayacak. Eline dosyayı, projesini alan yapacak HES’i.
ÇED prosedürü zor, uzmanlık gerektiren bir sistem. Hatta son dönemlerde HES izinlerini valiliklere bile bırakılması gündemde. Ama artık halkımız bilinçli, tepkiler çoğalıyor, HES lere ait ÇED raporlarının yüzde doksandokuzu olumlu veriliyor, bundan dolayı iptal davaları söz konusu olmakta.
Erbaa HES ÇED raporu henüz tamamlanmamış, olumlu yada olumsuz kararı yok, olmayan bişey iptal edilemez. Peki ne iptal edilmiş; Danıştay 13. Dairesi, ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı alınmadan üretim lisansı verilmesine ilişkin EPDK kararına uygunluk bulmamış.
Şimdi esas korkumuz, çekingemiz bir milletvekilimizin beyanında, eyvah ki eyvah ne diyor vekilimiz basından öğrendiğimiz kadarıyla, Ebaa HES projesinin revize edilerek, iki küçük proje olarak sunulacağını, halkın tepkisinin bu yolla kesileceğini yani çözüm sağlanacağını ifade ediyordu. Bu ne demek? Yani ÇED olumlu raporu gerektirmeyen iki adet küçük HES geliyor demek, tehlike daha büyüyor, çok yazık, eyvah. Proje neden değişiyor, neden iki proje, bölünmenin anlamı küçük HES yapmak mı? Acaba bu küçük iki HES projesinin gücü 25 Mw ‘ dan küçük mü olacak, böylelikle ÇED bypas mı edilecek. Cevabını hukukun içinde bulamadım, bunun cevabını bulursanız lütfen haberdar edin.”
Prof.Dr. ÜSTÜN; “Bir iki seneye kadar böyle giderse, “akan suyumuz “ kalmayacak.”
Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Beyza ÜSTÜN, konuşmasına; “ canımız yanıyor, sadece sizlerin değil, Türkiye’ de herkesin canı yanıyor” ifadelerini kullanarak başladığı konuşmasında çarpıcı ve bilimsel görüşlerle konuya değindi. Üstün ; “ Türkiye’ de herkesin canı yanıyor, ülkemizin tüm akarsularında bu görüntü var. Bir iki seneye kadar böyle giderse, “akan suyumuz “ kalmayacak. Ne oldu, karanlıklarda mı yaşıyorduk da birden bu hale geldik. Bunun adına sular boşa akıyor, bir diğerine de temiz enerji dediler, bu noktaya getirdiler. Olan bitenin arkasına baktığımızda hep farklı farklı şirket isimleri çıkıyor. ÇED kapsamı dışında, hatta bakanlığa bile ihtiyaç duymadan, acil kamulaştırmayla işi bitiriyorlar. Bütün olanların ardında ise Dünya Su Konseyi var.Asırlardır akan sularımıza kimler hakim olacak. 1992 yılında Brezilya’ nın Rio şehrinde, sürdürülebilir kalkınma stratejilerini harekete geçirme adı altında bir kavram çıktı. Bu kavrama sonrası, doğal varlıklar, doğa öne sürüldüğü vakit, kalkınmamız gerekiyor diye bir yafta çıkardılar.Yani her ne şekilde olursa olsun kalkınmaksa amaç doğa, doğal varlıkların bir önemi yoktur anlayışı. Dereler, göller, denizler sanayi tesisleriyle doldu. Hem suları aldılar, hem de atık sularla doldurdular. Kirletme hakkı edindiler. Ne için, daha çok para için. Sonra ne oldu? Sonra bitti ! Ne kaldı doğal kaynaklarda, nereye geldi sıra?
1996’ da Dünya Su Konseyi kuruldu. 2000 yılında Lahey de ise şu kararlar alındı, daha çok para peşinde olanlarca, neydi bunlar; 1- sulu tarımı sınırlandırmalıyız, 2- Havzalar bütünleşik, birlikte yönetilmelidir. ( Fırat-Dicle havzasının AB ve İsrail koordinasyonunda yönetilmesi stratejisi gibi), 3- suyla ilgili bütün işlemler fiyatlandırılmalıdır, 4- Bütün yer altı suları metalandırılmalıdır, 5- Bu işleri yapabilmek için gerekirse kamu düzenlendirilmelidir. (Çevre ve Orman bakanlığının birleştirilmesi, DSİ nin Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanması, bakanlık ve belediyelerin işlerinin 5393 sayılı kanundaki görevlerin taşoranlaştırılması) gibi şimdi artık hukuksal olarak işler devredilmeye başlandı.
Bayındırlık Bakanlığının ÇED uygulaması, Çevre ve Orman bakanlığına verildi. ÇED’ i kim verecek DSİ, DSİ kime bağlı bakanlığa, hem yatırımcı, hem denetleyici, bunun denetlenebilirliğinin mantığı nerede, bağımsızlığı nerede!
HES’ lerle ilgili sürece geldğimizde, 2006 yılında 18, 2007-2009 yıllarında 30, 2009 martına kadar 58, 75 proje derken, aralık 2010 için tam 1600 irili ufaklı özel sektöre devredilen, projelendirilen HES sözkonusu. Bütün akarsularımız, aklımıza neresi gelirse akar olarak, bir HES kurulması gündeme gelmiş. Bunların da hepsi, kimi 39 kimi 49 yıllığına şirketlere devrediliyor. Hem ulusal hem de uluslar arası şirketlere veriliyor. Bunların hepsinin ortak yönleri ise, şimdi yapacakları bu işten, önceden yaptıkları işlere göre kat kat daha fazla kar elde edecek olmaları. Önceki işlerinden daha az kazanalar bu sektöre kayarak kayıplarını gideriyorlar. Şimdi dikkatinizi bir başka noktaya daha çekmek istiyorum. Her nerede ve nasıl olursa olsun, iki HES ararsında kalan bölgeler, su ve suyun yatağı da acil kamulaştırma adına alınarak, bu şirketlere veriliyor. Artık o bölgeler de şirketlerin oluyor, yani tabloda da görüldüğü üzere, şimdi konumuz olan Kelkit vadisindeki HES’ lere baktığımızda, Suşehri’ nden, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar,Erbaa’ dan hasan-Suat Uğurlu baraj bölgesine kadar olan su yatağındaki iki HES arasındaki işaretli bölgelerde bu şirketlerin oluyor. Suyu da onun, etrafındaki toprağı da onun, kullanımı da her şeyi onun tasarrufuna geçiyor.Ordaki suyu, ordaki toprağı kullanmak isteyenin muhatabı artık o şirketler oluyor.
HES’ lerin çevresel etkileri için, sular boşa akıyor diyenler için şunu söylemek istiyorum, suyun döngüsünü bilmiyorlar. Bu sular bizden önce de vardı, bizden sonra da.Bizden önce boşa akan sular nereye gidiyordu acaba.
Savunma durumunda olanlar diyorlar ki; biz suları tutmayacağız ki, can suyu bırakacağız! Can suyu nedir, can suyu ölmeden önce verilen su değil midir, yani ölmeyecek kadar suyumuz bırakacaklar, şirketlerin insiyatifiyle bırakacakları suyu gözleyecek olanlar, canlı-cansız ip gibi o can suyunu gözleyeceğiz. Sularınızı satmıyoruz diyenler de yalan söylüyorlar.
Sular geçtikleri yerlerin, yer altı sularını beslerler ve yer altı sularında da beslenirler. Şimdi beton kanallardan gidecek olan su ne yer altı sularını besleyecek, ne yer altı sularından beslenecek, ne de suyu bırakıyoruz sonuçta dedikleri Yeşilırmağın deltasını besleyecek. Betondaki su çünkü artık bildiğimiz su olmayacak, su minerallerden beslenemeyecek, hani o yeşilırmağın denize kavuştuğu Çarşamba deltası da artık yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak. Akan su olmayacaksa, sular denize ulaşamazsa, ulaşan su da beton kanallardan giden bildiğimiz su değilse, basınç değişince, tuzlu deniz suyu, mineralli akan suyun yerini doldurmaya başlayınca ne deltalar kalacak, ne o bildiğimiz sularda üreyen canlılar. Üremek için denizden akan sulara akıntı yönüne ters giden canlılar gidemeyecek, üreme ortamı bulamayacak. Hem insan, hem bitkisel hem de hayvan hayatının sağlıklı devamı ortadan kalkacak. Deniz suları, akan suların yerini doldurunca, yer altı suları tuzlu sularla dolunca, akan suların terk etmesiyle, bizlerde terk etmek zorunda kalacağız yaşadığımız topraklarımızı. Ancak bizler sahip çıkarsak başarabiliriz.
Bir başka tehlike, yeni ÇED yasası ile karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar doğal sit alanıyla kazanıyorduk çoğu ÇED sürecini, yeni yasayla Doğal Sit Kararları kaldırılıp, iptal ediliyor. Yeniden doğal sit alanlarının belirlenmesi ile bu engeli de kendileri için kaldırıyorlar.
HES’ lerle ilgili bir diğer tehlikeli çalışma da, işletme sahibine silahlı özel güvenlik kuvvetinin kurduruluyor olmasıdır. Kendi yöresinden seçeceği silahlı özel güvenlik kuvvetleri ile, şirket menfaatleri için kendi yöresinin insanı ile karşı karşıya getirilmek isteniyor aynı bölgenin yurttaşları. Şirket adına müdahale yetkisi verilen bu işlemin ne olduğunu Güney Amerika ülkelerinden Bolivya’ da gördük, duyduk. Parayla yada başka şekilde alamadıkları suları için Bolivya’ da ne kadar kan döküldüğünü dehşetle izledik. Şimdi ülkemize de bu sistem uygulanmak isteniliyor.
Kısacası tamamen ticari amaçlarla ve de kamu eliyle sularımız veriliyor.
ATALIK; “ tüm havzadaki, vadideki yer altı sularının kaynağını kurutuyorsunuz.”
İstanbul Ziraat Odaları Şube başkanı Ahmet ATALIK ise; “ can suyundan bahsediliyor ama gelişmiş ülkelerdeki can suyu oranı en az ¼, biz de ise 1/50 gibi inanılmaz ÇED raporlarında yer alan örnekler görüyoruz. Hiçbir balık, hiçbir canlı o oranlardaki can suyu ile yaşayamaz, balıklar o kadar sularda, ters yönde, yukarılara gidemez, aşağılara inemez, üreyemez. Can sularına kirli suların bırakılmayacağından kimse bahsetmiyor, kirli sular bu can sularına katılınca neler olacak.
Beton kanallara, tünellere verilen suyun buharlaşmasından, derelerin, ırmakların mendereslerle kendi doğal akışları sonucu iklim yapısından, bunarlın oluşabilecek sonuçların etkisinden bahsedilmiyor. Son 25 yıldır NASA, Türkiye2 yi sürekli uyarıyor. Uzaydan, uydulardan ülkeniz sürekli kızıllaşıyor havanın rengi kızıl, yer yüzü sararıyor diye sürekli uyarlıyoruz. Çünkü memleketimiz kurumaya başladı. Çünkü yer altı sularımız kuruyor. Yer altı suları stratejik sulardır. En son kullanılacak sulardır.Bu proje ile yer altı sularımızın sadece dere yatağındaki değil, tüm havzadaki, vadideki yer altı sularının kaynağını kurutuyorsunuz.
Su havzaları acil kamulaştırma ile bu toprakların kullanım hakkı da özel şirketlere devrediliyor. Endüstriyel tarım alanı adı altında bir tehlike daha var. Çok veren, çok kazandıran ürünü devamlı ektirerek, toprağı kaybediyoruz. Çeşitliliği yok ediyoruz.
Enerji için alternatif yolları denemeliyiz, güneş, rüzgar, termal enerji kaynaklarını neden kullanmayı özendirmiyoruz. Neden, çünkü onların kar marjı düşük diye mi? Bu seslere,tepkilere milletvekillerimizin cevap vermesi, hesap vermesi gerekiyor. Bunu beki hemen başaramayacağız ama gelecek nesillere mücadelemizi emanet edeceğiz” dedi.
“Birbirimizi anlamazsak kazanacaklar.”
Geç saatlere kadar süren Erbaa HES ile ilgili bilimsel bilgilendirme toplantısı, Kelkit Vadisi’ nin bu projelerle ne denli bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu bizzat bilim dünyasının uzmanları tarafından dile getirilmesi ve bölge dışında tartışılması açısından önemliydi. Konuşmalar sonunda ise dinleyicilerin bir çoğu gerek kendi düşünce, gerekse de sorularıyla katıldıkları toplantıda bundan sonra da yapılacaklar konusunda işbirliği içerisinde hareket edilmesi, hukuk ve bilimsel yolların zorlanması, bölge siyasetçilerinin bölgelerine felaket getireceği açık olan Erbaa HES projesine karşı imkanlarını kullanmaları yönünde görüş birliği ile son buldu. Toplantı sonunda Prof.Dr Beyza ÜSTÜN; “ ne yapıyorsak, ne yapacaksak yapalım, beraber yapalım, beraber yapacağız, birlikte durmayıp, birbirimizi anlamazsak kazanacaklar.Bugün Karadenizden, Erbaa’dan, Taşova’ dan,Niksar’ dan dostlarımız geldiler, bizi tehdit etseler de, bizi yenemeyecekler” diye anlamlı konuşarak son noktayı koydu.
In order to view this page you need Flash Player 9+ support!









