10 Mart 2010, Çarşamba
   
Y.Boyutu
Yöresel Kelimelerimiz
Pazartesi, 30 Mart 2009 21:38

YÖRESEL KELİMELERİMİZ SÖZLÜĞÜ

Bu sayfayı hazırlamaktaki amacımız; unutulmaya yüz tutmuş bazı yöresel kelimelerimizi, gün ışığına çıkararak gelecek kuşaklara aktarmaktır. Aşağıdaki yöresel kelimelerimiz sözlüğü; tarafımızca yazılan ve ziyaretçilerimizce eklenen kelimelerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Ziyaretçilerimizin ekleyeceği kelimeleri aşağıdaki listeye yazabilmemiz için kelimenin yöresel olması gerekmektedir.
Eklemek istediğiniz yeni kelimeleri ve varsa anlamı yanlış yazılmış kelimeleri lütfen bu sayfanın alt tarafında bulunan ""Yorum Yaz"" bölümünden sitemize bildiriniz.
Tokat yöresinin en zengin "Yöresel Kelimeler Sözlüğü"nün internet ortamında oluşmasında katkısı olan tüm ziyaretçilerimize teşekkür ediyoruz.

A

Ablah: Dolgun yüzlü.
Abu : Abla. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Abraş: Çirkin.
Acesler: Haberler. Ajanslar kelimesinin yöresel söyleniş şekli.
Afır : Ahır. Büyükbaş hayvan barınağı olarak yapılan yer.
Agubat: Avukat.
Ağartu : Yoğurt.
Aha : İşte.
Alaf: Kışlık hayvan yiyeceği.
Alav: Alev. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Alayı : Hepsi, tümü, tamamı.
Alma: Elma.
Altbaş : Aşağı mahalle.
Âleş : Bekle, dur.
Anadut: Üç dallı biçilen ot veya buğday sapını toplamaya yarayan metal veya ağaç tarım gereci.
Anca: Ancak.
Anışdırmak : Anlaşılması için dolaylı yoldan anlatmak.
Anşa: Ayşe.
Ağıl :Etrafı çalılarla veya çit örülerek çevrilmiş üzeri açık hayvan barınağı.
Ağırşak: Yün, iplik eğrilen iği ağırlaştırarak ipin dengeli olarak dönmesi için alt ucuna geçirilen ortası delik tahta parçası.
Ağu : Zehir.
Ahacuk: Aha. İşte.
Ahbap: Dost, arkadaş.
Amarat: Bir şeyi yapmak için kullanılan araç gerecin genel adı.
Angut : Kaz, anlayışsız.(argo)
Annak: Gözetleme yeri.
Arastak: Tavan dökmelerinin arası.
Argaç: Çul dokurken çözgü arasından geçirilen ip yumağı.
Arlanmak: Utanmak.
Aşu : Koyunların kime ait olduğunun kolay tanınabilmesi için sırtına sürülen boya.
Aşgana : Mutfak.
Aşurma: Büyük bakır kazan.
Ava : Abi, ağabey.
Avrat : Kadın.
Avuz: Memeli hayvanların doğumdan sonraki ilk sütü.
Ayakyolu: Tuvalet.

B

Balak: Kömüş(manda) yavrusu.
Badal : Merdiven basamağı
Badut : Fiğ, nohut, fasulye, bakla gibi bitkilerin tanelerinin bulunduğu kısım.
Bahca : Bahçe. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Bağne: Bana ne.
Baldırcan: Patlıcan
Basimet: Peksimet.
Bazlama: Sac ekmeği.
Bayahtan: Biraz önce.
Belertmek: Bakışlarını sertleştirerek kızarak bakmak.
Bellim: Bari anlamında kullanılan söz.
Behni :Hayvanlara saman ve yem verme yeri.
Beküştürmek: Sağlamlaştırmak.
Beslek: Hizmetçi.
Beytambal: Ağır, uyuşuk.
Bıldır : Geçen sene.
Bıtırah : Dikenli ot.
Bıyıl: Bu yıl, bu sene.
Biçik: Yeni doğmuş sığır yavrusu.
Bidıhım: Bir parça.
Bidınnah : Çok az.
Bipasa: Sürekli.
Bipıtıh: Çok az miktarda.
Bidon : Plastik su kabı.
Bişi : Sacda yapılan ince lavaş gibi yağlı ekmek.
Biyol : Bir kere.
Boduç : Ağaçtan yapılan su kabı.
Bohça: İçine giysi konulan bez.
Bostan: Karpuz.
Boyna: Sürekli.
Boyunduruk:Kağnıyı çekmeleri için öküzlerin zelve ile bağlandığı kısım.
Boz: Ekilmemiş tarla.
Böcük : Böcek.
Böğün: Bugün.
Börtüme: Haşlama, az pişirme.
Buymak: Üşümek.
Buzoğu : Buzağı
Bük: Çalı veya diken topluluğu. Viraj.
Büğelek: Yaz aylarında hayvanları ısıran iri sinek.
Bürgün: Yarından sonraki gün.
Bürük: Kadınların başlarına geçirdiği örtü.
Büşürgeç: Sacda yapılan bişi, gatmer ve bazlamayı çevirmeye yarayan tahtadan yapılan mutfak gereci.

C

Cablama: Çatıda Kiremit altına çakılan ağaç parçası.
Cağ : Mutfakta bulaşık veya el yıkanan yer.
Cahal: Cahil. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Cahdetmek: Azmetmek.
Calaz: Mısır sapı.
Cavramak: Yalvarmak.
Cazu: Suratsız, geçimsiz ve kötülük yapan kadın.
Cerek : İnce uzun odun.
Cecim : Elle dokunan kilim.
Cedelleşmek: Ağız dalaşı yapmak, çekişmek.
Cember: Baş örtüsü.
Cemek :Övenderedeki saban çamuru sileceği.
Cente: Çanta.
Ceyran: Elektrik.
Cıbır : Çıplak. Fakir.
Cıldırmak: Oyunu bozmak.
Cındık Sitil: Küçük bakraç.
Cırcır : Fermuar.
Cızlah : Mısır unundan sac ekmeği.
Cılh : Bozulmuş yumurta.
Cılız : Zayıf
Cılmak: Oyun bozanlık etmek.
Cılga: Patika yol.
Cırgıt : Çekirge.
Cıvık : Şımarık.
Cızlak: Sac üzeinde yapılan mısır ekmeği.
Cibe : Çorap şişi.
Cimbi: Küçük üzüm salkımı.
Cimciklemek: Çimdik atmak.
Cini : Sarmısak dişi.
Cingan: Çingene.
Cipdümek: Tek hamlede kesmek.
Civek: Yaban üzümü.
Ciye : Ateşten sıçrayan kıvılcım.
Ciymak: Pençe.
Cuğul: Biçilip bağlanmış mısırın küçük parçalar halinde toplanmış şekli.
Cücük : Civciv.
Coruk : Zayıf.

Ç

Çakıldak: Koyun ve kuzuların yünlerine yapışıp daha sonra sertleşen kirler.
Çalduruk: Çelik oyununda çelik toplayıcının elinde tuttuğu ucu çalılı dal.
Çalhama: Yoğurt veya meyve ezmelerini sulandırıp karıştırarak yapılan içecek.
Çalu: Kurumuş dal parçaları, çalı.
Çandu : Duvar. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Çaput: Kumaş parçası.
Çardak: Salon.
Çaruk:Tek parça deriden yapılmış, eskiden giyilen bir çeşit ayakkabı.
Çatma: Eskiden üç adet ince sırığın bir uçlarının birlikte bağlanmasıyla yapılan çul dokumada kullanılan araç.
Çatmak: Yetişmek, arkasından gelmek.Sataşmak.
Çedene: Sakızlık ağacının meyvesi.
Çekişmek: Sözlü kavga etmak.
Çelpeşük: Karışık işler.
Çeppük : Alkış.
Çebiş : Keçi yavrusu. Oğlağın biraz büyüğü.
Çeğil: Tarlada bir araya toplanmış taş yığını.
Çenülemek: Köpeğin acı acı havlaması.
Çepil : Çok bilmiş kız çocuk.
Çeşte : Keçilerde rasgele kıl kesimi.
Çeten: Kağnıların üzerine konularak kemre(hayvan gübresi) veya toprak taşımaya yarayan tahtalar.
Çıkrık : Yün eğirmeye ve yünden ip yapmaya yarayan alet.
Çıtlak: Ateşten sıçrayan küçük kıvılcım.
Çıtıh : Kuş yakalamak için kurulan tuzak.
Çiğit : Fasülye tanesi, meyve çekirdeği.
Çilpi: Küçük çalılar.
Çimmek: Yıkanmak.
Çiparsız: Tipsiz.
Çirşef: Çirkef, edepsiz, terbiyesiz.
Çite: Örgü işlerinde kullanılan, milden büyük, şişten küçük araç.
Çitil: Çabuk sinirlenen.
Çitimek: Birbirine ilmek.
Çimmek: Yıkanmak.
Çohma: Havlama.
Çor: Çok tuzlu su.
Çördük: Yabani armut.
Çöğdürmek: Küçük çişini yapmak.
Çömelmek: Dizleri bükerek, ayak parmakları ucuna basıp oturmak.
Çöpür: Keçi kılı.
Çıkı : Bohça
Çul : Yünden yapılan el dokuması yere serilen ev eşyası.
Çuha: Keçeden yapılan çoban giysisi.

D

Dabah: Hayvanlarda görülen bulaşıcı hastalık, şap.
Dadanmak: Alışmak.
Dağum : Küçük meyveleri olan bir ağaç. (Dağumun meyvesi yenilir, patlanguçla atılır.)
Dahanah: Takıntı. Zayıf olan ders, bütünleme.
Dahlaşmak: Sataşmak, kızdırmak, dalga geçmek.
Dalmuh:Yaprak açmamış yeni ağaç sürgünü.
Daru : Mısır. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Dastar : Sofra bezi.
Davşan: Tavşan.
Dayak : Kağnının (öküz arabası) boşta dururken düz durmasını ve öküzlerin boynundaki yükün alınmasını sağlayan kazık.
Dekmük: Tekme.
Demin: Biraz önce.
Dene: Tane.
Deydaha: İşte orada.
Dığıl: Küçükbaş hayvanların yuvarlak dışkısı.
Dıkız: Sıkışık.
Dıllamak: Atmak, Fırlatmak.
Dımbıl: Küçük çocukların erkeklik organı.
Dınnah : Tırnak.
Dıtmuh : Tırmık.
Dillik edememek: Anlaşamamak.
Dilliksiz : Geçimsiz.
Dirgen: Biçilen otları toplamaya yarayan iki çatallı tarım gereci.
Ditmek: Küçük parçalara ayırmak. Yünü küçük tellere ayırmak. Pişmiş eti küçük parçalara bölmek.
Don : Kilot.
Donuhma: Ağlayacak duruma gelme.
Dombalak: Takla.
Dömbelek: Darbuka.
Duncukmak: Çok ağlamaktan boğulacak gibi olmak.
Düğe: Bir iki yaşında dişi sığır.
Düğü: Bulgurdan ince yemeklik buğday.
Düğdü : Keserin çivi çakmaya yarayan tarafı.
Düğleme: Düğüm atma, bağlama.
Düğülcek: Dolu.
Düven: Eskiden harmanda buğday saplarını parçalamaya yarayan, at veya öküzlerle çekilen, üzerinde küçük çakmak taşları çakılmış kalın tahtadan yapılmış ilkel tarım aracı.

E

Ebem kuşağı: Gökkuşağı.
Ecücük : Azıcık.
Enselemek: Yakalamak, açığa çıkarmak.
Enteri : Gömlek, entari.
Enük : Köpek yavrusu.
Eğiş : Kül küreği.
Eğirmek: Yünü çıkrık ile ip haline getirmek.
Eğleş : Dur.
Eğrek: Hayvan toplanma yeri.
Elleham: Galiba.
Ellik : Ekin biçerken parmaklara takılır.
Emmi : Amca. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Emişik: Süt kardeş.
Eme : Hala.
En : Hayvanların tanınması için kulaklarına yapılan işaret.
En cin ilkin: İlk önce.
Enemek: Hayvanları iğdiş etmek, hadım etmek, kısırlaştırmak. Hayvanların kulağına kesilerek açılan işaret.
Erinmek:Tembellik edip, çalışma isteği olmaması.
Erük : Erik.
Erüşde(erişte): Evde yapılan makarna.
Essah : Gerçek
Esbap : Çamaşır.
Esirik: Deli, azgın.
Eşgere: Açıktan.
Evermek : Evlendirmek.
Evmek: Acele etmek.
Eyce : İyi, güzel.
Eyoğu : Kaburga.

F

Fare :Sıçan.
Farşa: Edepsiz kadın, fahişe.
Fehmetmemek:Farkedememek, iyi görememek.
Fene: Aşırı.
Fenikmek: Başı dönmek, şaşırmak.
Fesek : Ayı yavrusu.
Ferik : Civcivlikten çıkmış yumurtlama çağına gelmiş tavuk.
Fıraktı : Çit.
Fışkı : Dışkı. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Fığdırmak: Atmak.
Firengi: Ağaç direkleri yandan tutmaya yarayan direk.
Fisil : Küçük soğan.
Firek : Kilit.
Foltah : Bol.
Folluk: Tavuğun yumurtladığı yer.
Forata: Dedikodu.
Foruz : Horoz.
Fosul : Yumurtayı suda haşlama.

G

Gahışlamak: Bir kimseyi dövmeden gözdağı veremek.
Gahruk : Boğazdan zorla gelen kalın kaba tükrük.
Galuç: Orak.
Galuk: Evde kalmış kız.
Galtah: İffetsiz, ahlaksız kadın. Kaltak(argo)
Gamaşuk: Uyuşuk.
Gancık: Dişi, kalleş(argo).
Ganırtmak: Zorlayarak esnetmek.
Garannuh: Karanlık.
Garametli: Talihsiz, bahtsız.
Garsalamak: Sebzeleri azcık kızartmak.
Gasevet: Keder, üzüntü.
Gaşmer: Maskara, soytarı, gülünç duruma düşen, komiklik yapan.
Gatıh : Ayran.
Gatiyen: Asla, kesinlikle, kati suretle.
Gatuğaz:Kaba, anlayışsız, inatçı.
Gavil: İddia.
Gavur: Kafir.
Gaybet: Gıybet.
Gayde: Ritim.
Gayfe : Kahve.
Gayım : Sıkı, sağlam.
Gayiş: Kemer. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Gayfaltu : Kahvaltı.
Gaznevür: Eski, külüstür.
Gazuh: Kazık.
Gebermek: Ölmek.
Geğeslemek: Yumurtası gelen tavukların folluk çevresinde dolaşarak ses çıkarması.
Gelberi: Tığ makinaının altından buğday çekilen alet.
Geleğu : Büyük fare.
Gercük : Şımarık.
Germücek: El değirmeninin ortasına iki taşın arasına konulan, taşların sürtünmesini önleyen küçük tahta parçası.
Gıbal: Görünüş, yüz, çehre.
Gıdık: Küçük sepet.
Gınnata: İnce çalgı. Klarnetin diğer adı.
Gılıç: Çul dokumada kullanılan araç.
Gılıf: Kın.
Gırklık: Koyun kırkma makası.
Gısırık: Kapı veya pencere biraz açık.
Gısrak : Dişi at.
Gısmuk: Cimri.
Gıpınmak: Hızlı koşmak.
Gıpuh : Tek gözünü yumarak bakan kimse.
Gıt : Yetersiz.
Gıymuh:Odunların küçük parçası.
Gıynah: Ceviz içinin yarısı.
Gidişmek: Kaşınmak.
Girebi : Diken ve çalı kesmeye yarayan uzunsaplı ucu eğri küçük balta.
Gilik : Küçük pide.
Gişi (kişi): Herif, koca, eş.
Gocağşi : İhtiyar. Koca ve kişi kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.
Gofalmak: Kendinden bahsedilirken övünmek.
Golarmak: Vurur gibi yapmak, korkutmak.
Golyasar: Koyulhisar
Gonguluk : Pelik kozalağından yapılan bilye.
Gorsak : Fırın değneği.
Gocunma: Alınma, kızınma.
Godaklamak: Tavuk veya horozun gagasıyla vurması.
Gopça: Düğme.
Gosdil: Patates.
Gotur : Aşırı derecede kirli.
Govazah: Kapı veya pencerenin yarı açık olması.
Goyvermek: Bırakmak.
Göcek: Köşe.
Göceklik: Ocak başı.
Göğnümek: Meyvelerin aşırı olması.
Gökrem: Görkem.
Gödük: Hayvanlara yem vermek için kullanılan ahşap kap.
Gölbez : Köpek yavrusu.
Göresimek: Özlemek.
Göynek : Gömlek, atlet.
Gözer : Büyük kalbur(halbur).
Gözleşmek:Biriyle zıt gitmek, inatlaşmak.
Gubat: Kaba.
Gubaşık: Birleşik, beraber.
Gübür : Toz, evin içini süpürünce çıkan çöpler.
Güçcük : Küçük.
Güdül : Mısır ekmeği.
Güdek: Kısa.
Güdel: Pekmez tavası karıştırmaya yarayan tahta parçası.
Gülk: Kuluçka.
Güyoğu: Damat.
Gubarmak: Göğsü kabarmak, gururlanmak.
Guguk: Bir kuş türü.
Günülemek:Kıskanmak.
Günnükçü : Yevmiye ile çalışan işçi.
Gürpedene: aniden, birdenbire.

H

Habire: Şimdi, hemen.
Hağbe : Heybe.
Hadıca: Hatice.
Hakkadden: Hakikaten.
Halbur: Buğday ve mısır gibi tahılları elemekte ve temizlemekte kullanılan bir çeşit elek.
Halva: Helva.
Hamamlık: Evde odanın köşesinde banyo yapmak için yapılan küçük bölüm.
Harar: Elde dokunan büyük çuval.
Hark: Su yolu.
Hasuda : Nişasta ile yapılmış bir tür yemek çeşidi. Muhallebi.
Hatıl: Taş duvarın üzerine konulan kalın kalas.
Havut : Çeşme yalağı.
Havzal : Kalın saman.
Havas: Heves, istek.
Hayat: Duvarları taş veya tuğladan yapılmış küçükbaş hayvan barınağı.
Hayva: Ayva.
Hazetmek: Sevmek.
He : Evet.
Hedik: Haşlanmış mısır.
Heküğe: Su yolu.
Helâ : Tuvalet.
Helbet: Elbette.
Helle : Un çorbası.
Helik: Küçük taş parçaları.
Herif : Evli kadınların eşlerine hitap şekli. Erkek, bey.
Helvani: Eskiden içerisinde helva yapılan tencere.
Hetelek: Aceleci.
Heğ : Büyük sepet.
Herek : Fasülye sırığı.
Herif: Koca, eş.
Herk : Sürülmüş tarla.
Heyiklemek : Gözetlemek.
Hezen : Ahşap yapıda kullanılan uzun ağaç.
Hımbıl : Uyuşuk. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Hışır : Eski, hurda.
Hohucuk: Çocukların, varlığı ile korkutulduğu hayal ürünü varlık, hayalet.
Hopallanmak: Büyümek. Yürüyecek hale gelmek.
Horu: Hayvan otlatılmaması istenilen araziye sahibi tarafından dikilen ağaç dalı.
Horunmak: Savunmak, korunmak.
Höllük: Eskiden çocukların altına konulan elenmiş toprak.
Huğ : Kamıştan veya saz otundan yapılan küçükbaş hayvan barınağı.
Hüşümlenmek : Yalnızken, olaylarda korkuya kapılmak.

I

Ihbal: Talih, şans.
Iğruplu : Düzenbaz.
Ilıncak: Salıncak. Özellikle bebekleri yatırmak için yapılan salıncak.
Iraf : Raf. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Iramazan : Ramazan.
Irgalamak:Sağa, sola sallamak.
Irız : Namus.
Iruploğu: Tahıl ölçme aracı.
Işmar : İşaret etmek, çeşitli hareketlerle uyarmak.
Işgın: Ağaç sürgünü, şıvgın.

İ - J

İbram: ibrahim.
İdare : Eskiden kullanılan lamba.
İleçber: Çiftçi.
İlezir : Rezil, kötü.
İlenger: Derin olmayanyemek kabı.
İlif: Kese. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
İlistir: Delikli madeni süzgeç.
İskembi: Sandalye
İsmariş: Sipariş.
İssot: Biber.
İstida: Dilekçe.
İşgillenmek: Kuşkulanmak.
İşkefe : Yufka.
İşmar : Göz kırpmak, işaret etmek.
İtüzümü: Böğürtlen.
İtdirseği: Arpacık.
İzinname: Resmi izin belgesi. Nikah belgesi.

K

Kalak : Dağum ağacının budaksız olan 2-2,5 cm. kalınlığındaki dalı bıçakla çizilerek kabuğunun soyulması ve bu kabuğu ile ucundan başlayıp huni şeklinde sarılması ve ince ucuna ağaç kabuğundan çıkarılan ucunun dış kabuğu soyulmuş ince borunun takılması ile yapılan bir çalgı.
Kaltak : At eyerine benzeyen oturak.
Karametli: Çileli.
Kaşmer: Utanmaz, arsız.
Katmer: Hamurun yağlanarak sacda pişirilmesi şeklinde yapılan yiyecek.
Kelik : Eski ayakkabı.
Keltek : Eski ayakkabı.
Kef :Yemeğin üzerinde oluşan tabaka.
Kelem: Lahana.
Kemre:Hayvan dışkısı.
Keğük: Otları ve buğday saplarını deste yapmaya, uzak dalları çekmeye yarayan "V" şeklindeki ağaç dalı.
Keh : Uçurum.
Kem : Ot veya buğday destesini bağlamak için ot veya buğdaydan yapılan bağ.
Kenef : Tuvalet.
Kertük: Çentik.
Kesek : Parça
Kesmük: Meyve yenince atılan kısmı. Kalın saman. İzmarit.
Kevük : Buğday saplarını deste yapmaya yarayan alet.
Keşik : Sıra. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Kezyarma: Koyun veya keçilerin iki yıl üst üste yavrulamayanı.
Kıpınmak : Çok hızlı koşmaya başlamak.
Kırık : Eşek.
Kısmık: Cimri.
Kısırık: Aralık, mesafe.
Kip : Sağlam.
Kiren : Kızılcık
Kirkit: Halı dokumada kullanılan küçük alet.
Kirtik : Küçük sabun.
Kolukızıl: Yerpancarı, pirpirim.
Koyungözü: Papatya.
Köfne: Eskimiş, yıpranmış.
Köftere: Tarlanın içinde açılan su kanalı.
Kölük : Yoz koyun. Kuyruğu çok iri, doğurmamış koyun.
Köp: Kağnı arabasında öküz bağlanan yerin arkasındaki kalın tahta kısım.
Körsü : Köstebek.
Kösüre: Bıçak ve balta bilemeye yarayan yuvarlak taş.
Kötek : Sopa.
Kömüş: Manda.
Kösüre: Kesici aletleri bilemeye yarayan yuvarlak taş.
Kövrek: Mısırın taneleri dökülünce geride kalan kısmı.
Kundak: Bebeğin sarıldığı bez.
Kücüipi: Biraz kalınca iplik.
Küfük : İçi boş.
Künde: Her gün.
Küskü: Sopa, büyük değnek.
Külek : Ağaçtan yapılmış tereyağı kabı.
Külüstür: Eski.

L

Lâlek : Leylek.
Lağum : Dinamit. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Lığırt: Çok sulu çamur.
Lime: Tuğla.
Löküs : Gazyağı veya tüpgazla yanan aydınlatma aracı.

M

Mabal : Vebal.
Manguba: Dedikodu.
Mada : İştah.
Mahana : Bahane, sebep.
Mahat : Divan.
Mahsustan: Şakacıktan.
Mamür: Memur.
Mantu: Bıçağın sap takılmamış hali.
Mapisane: Hapishane.
Mazu : Kağnıda tekerleğin bağlı olduğu kısım.
Mehel: Münasip, uygun.
Mehelsimemek:Önemsememek.
Meğel : Çapa.
Memesük: Uyuşuk. Girişken olmayan.
Mendebur: Uğursuz;hayırsız.
Menevşe: Menekşe.
Meroğulcan: Tarla kenarlarında yetişen, yaklaşık 1 cm kalınlığında kavurması yapılarak yenilen bir bitki.
Mesoğu : Laf taşıyarak şikayet etmek. Dedikodu yapmak.
Meşagget: Uğraşı, çaba, sıkışık.
Meymenetsüz: Hayırsız, vafasız, uğursuz, suratsız.
Mıh : Çivi. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Mırıh : İnce saman tozu.
Mısmıl : İyi, düzgün.
Mıymıntı: Elinden iş gelmeyen, uyuşuk
Mızıkçı: Oyun bozan.
Mintan : Gömlek.
Mimbar : Hayvanın kalın bağırsağı.
Mitil: Yüzsüz yorgan.
Molleli: İlkbaharda ağacın taze dalındanın yaklaşık 5-10 cm. uzunluğunda kabuğu bütün olarak çıkarılıp delik açılararak kaval gibi çalınan çalgı.
Momucuk : Çok korkunç nesne. Özellikle küçük çocukları korkutmak için "Kaç momucuk geliyor!"denilirdi.
Mondula: Hayvanların yazın konulduğu etrafı çevrili aln.
Mudara: Sağlam ve dayanıklı olmayan, eğreti.
Mudul : Öğenderenin sivri ucu
Muhkem : Sıkı, sağlam.
Muhanet: Hayırsız.
Muhayet ol: Sahip çık.
Mungariz: İşe yaramaz.
Muşavaralı: Danışıklı.
Muşmu: Yumruk.
Müceret: Kesinlikle.
Müstamel: Kullanılmış, ikinci el.
Müstehak: Layık.
Müzevir : Laf taşıyan, ispiyoncu, ara bozan.

N

Nacah:Küçük balta.
Nahıt : Ne vakit veya ne zaman anlamında kullanılır.
Namazloğu: Seccade. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Nasibetsiz: Yersiz hareket eden.
Netame: Kötü olan şey.
Niza: Ağız dalaşı, çekiş.

O

Oğlak : Keçi yavrusu.
Ok: Kağnı arabasında boyunduruğun bağlandığı ön kısım.
Okuntu: Davetiye. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Oluh : Çeşmede su akan boru.
Omuzluk: Çatılarda kullanılan uzun ağaç.
Oncacuh: Çok az miktarda.
Oyulgamak: İlimek, kabaca dikmek.

Ö

Ödütlemek: Hayvanları sağarken sütün memeye inmesini sağmak.
Öğendere: Öküzleri hareket ettirmek için kullanılan uzun ve ince sopa.
Öğlelik: Öğle yemeği.
Öğürsemek: İneklerin boğa isteme dönemi.
Öğsöğü: Yanmış odun.
Önmek : Takip etmek.
Örme: Elle örülerek yapılmış kalın ip.
Örük : Hayvanların otlaması için bağlandığı uzun yular.
Ötegeçe: Derenin, ırmağın karşısı.
Ötürük: İshal, amel. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com

P - R

Pahla: Bakla.
Pahlava: Baklava.
Pakit: Paket.
Palan: Semer veya kaltak bağı.
Palla: koş.
Palike: Fabrika.
Panga: banka.
Pangonot: Banknot, kağıt para.
Patıramba: Kavga, gürültü.
Papuç: Ayakkabı.
Papuçluk: Eskiden merdivenlerin yanında ayakkabı konulan ayakkabılık.
Partal: Palavra. Çok eski kumaş.
Pasa: Devamlı.
Patlanguç: Genellikle ceviz dalından yapılan, ortasındaki deliğe dağum tıkanan ve deliğinden ucu taşa vurularak inceltilmiş dal parçası itilerek hava sıkışması ile çalışan basit oyuncak.
Perçem: Saçın alna dökülen kısmı.
Pırtı : Elbiselik kumaş.
Pıtlak: Patlamış mısır.
Pinnik: Kümes.
Pirpirim: Semizotu.
Pisik : Kedi.
Pelver: Salça.
Perçem: Saçın alna dökülen kısmı.
Peşkir: Havlu.
Potin: Bot. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Potpot: Motosiklet.
Portekel: Portakal.
Pöğrek: Betondan yapılan su borusu.
Pucalamak: Saçmalamak.
Pul : Düğme.
Punar: Çeşme.
Puşta: Tahta biçilirken dışta kalan kısmı.
Pünçek: Ağaçların ince kökleri.
Pür: İğne yapraklı ağaçların yaprağı.
Püsküt: Bisküvi.

S

Sacyak: Genellikle üç ayaklı, ateş yakıldığı zaman üzerine tava, sac konulan mutfak gereci.
Sadır: İdrar.
Sahu : Ceket.
Sağdıç: Damadın arkadaşı.
Sağın: Sağılan inek.
Salahana: Çok gezip tembellik yapan.
Sasuh : Tuzsuz.
Sahan : Tabak
Sahtiyen: Ayakkabı yapımında kullanılan işlenmiş deri.
Samurtlamak: Hayal görmek.
Sapah: Yol ayrımı.
Sarsuh: Gereksiz konuşan.
Savak: Suyun ayrıldığı yer.
Sayvan : Bağ, bahçe beklenek için yapılan küçük kulübe.
Saymi : Sahimi, gerçekmi.
Septürük: Küçük çiş.
Sef: Yanlış. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Seğirtmek: Koşmak.
Sele: Yayvan sepet.
Semer : Eşeklerin sırtına konulan yük koymaya yarayan nesne.
Sepet : Gıdık.
Sıracalı: Aksi, inatçı.
Sıçan: Fare.
Sıvaz: Sivas.
Sıyırgu: Eskiden düvenle dövülmüş ekin saplarını toplamaya yarayan alet.
Siftah: İlk.
Siğnenmek: Saklanmak.
Sille : Tokat.
Simsim: Yavaş hareket eden, uyuşuk.
Sinor : Tarla sınırı.
Sini : Büyük tepsi
Sitil : Kova
Sohu : Dibek.
Sohranmak: Kızmak, söylenmek.
Soluğan: Nefes darlığı olan.
Sorutmak: Ayakta durmak.
Somurtmak : Küsmek, surat asmak.
Soyha: Kötü, işe yaramaz.
Sömek: Mısır koçanı
Sönge: Fırın süpürgesi.
Sufra: Sofra.
Susa: Şose kelimesinin yöresel söyleniş şekli. Üzeri kum, çakıl serilmiş yol anlamındadır. Eskiden Niksar yolu "şose" olarak yapıldığı için Niksar yolu ayrımı susa olarak bilinmektedir.
Süflü : Pasaklı.
Süksün: Ense.
Sümsük: Pisboğaz, her şeyi isteyen.
Sünepe : Kılıksız ve uyuşuk, sümsük.
Sürtük : Gereksiz yere çok gezen.
Sülük: Salyangoz.
Süngüt: Çaydanlık ve su kaynatılan kapların içini kaplayan tortu tabakası.
Süyem : Baş parmak ile işaret parmağı arasındaki mesafe.

Ş

Şalak: Fazla olgunlaşmış, içi geçmiş kavun.
Şamar: Tokat.
Şantaf: Gösteriş.
Şeer : Şehir.
Şefdelü: Şeftali.
Şelbet: Şerbet.
Şikar : Bulunmaz.
Şikirsiz: Şekilsiz, tipsiz.
Şilte : Döşek yaparken içine yün konulan kumaş.
Şimcik: Hemen şimdi.
Şinik : Tahıl ölçmeye yarayan 8 kg. ağırlığında ölçü birimi.
Şinnimek: Şımarmak.
Şip : Çabuk. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Şişek: Doğurmamış koyun.
Sivişmek: Ortadan kaybolmak.
Şoyannı: Şu taraf.

T

Tabiyetsiz: Terbiyesiz, huysuz.
Tafra : Çalım, kaba davranış.
Tamatis: Domates.
Tapan: Tarlaya tohum ekince örtmesi ve tezekleri kıtması için kullanılan T şeklinde ağaçtan yapılan basit tarım aleti.
Tapul: Biçilmiş otların destelenmiş hali.
Tavatur: Çok iyi, güzel, mükemmel.
Tebelleş olmak: Sataşmak.
Tekir : Tekerlek.
Tellik : Bere.
Temellü : Tamamen.
Tentene: Dantel.
Terpoş : Bakır tabak.
Terek : Raf © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Terik : Sincap.
Terki : Atın eğerinin arkası.
Tevek: Yaban üzümü.
Tevellüt: Doğum tarihi.
Tevür: Türlü, çeşitli.
Tezikmek: Hayvanların ürkmesi.
Tikân: Dükkan.
Tille: Yük hayvanlarının yükünü bağlamaya yarayan ip.
Tiritlemek: İhtiyarlamak.
Tirki : İçinde keş ezilen ve tereyağı yıkanan ağaçtan yapılmış kap.
Tis : Niksar'ın en güzel köyü olan Hüseyingazi Köyü'nün eski adı.
Tohat: Tokat.
Tohdur: Doktor.Tohdur: Doktor.
Tokaç: Yün, halı veya kilim yıkarken kullanılan, çamaşırlara vurmaya yarayan ağaçtan yapılmış sopa.
Toklu: Beş altı aylık kuzu.
Tombul : Yuvarlak.
Tosbağa: Kablumbağa.
Tökezimek: Ayağı dolaşmak.
Tömek : Ahırda gübre atılan delik.
Töremek: Çoğalmak.
Tösmek: Kalın ve kısa ağaç parşası.
Tumman: Şalvar.
Tükencelik: Bir işi bitirince, iş bittiği için yenilen yemek.
Tülek: Yoluk. Kuş tüyü.

U

Ubruh: İbrik.
Uçkur : Don lastiği yerine kullanılan bağlama ipi.
Uğmak:Yanacak derecede kızarmak.
Uğra: Ekmek yaparken hamurun yapışmaması için kullanılan un.
Umuk: Ilık, soğuk olmayan.
Urba : Elbise. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Uruşfat : Rüşvet.

Ü

Üçgül: Yoncaya benzeyen bir ot.
Üflük : Dilin yardımıyla ağızdan çıkarılan melodik sesler.
Üğüç: Ardıç ağacının meyvesi.
Üsüyün: Hüseyin. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Üst baş : Yukarı mahalle.
Ürüsvay : Rezil, kepaze.
Ürmek: Havlamak.
Üyez: Yazın insanları rahatsız eden küçük sinek.

V

Variyetli: Varlıklı, zengin.
Velvele: Gürültü, yaygara. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Vezek: Pijama etek gibi giysilerin lastik takılan yeri.

Y

Yağannı: Sırt, bel.
Yamalık : Yırtılan giysilerin yırtılan yerine eklenen kumaş parçası.
Yal : Köpeklere ve ineklere sıcak su ve kepek karıştırılarak yapılan yiyecek.
Yalak: Çeşmede hayvanların su içtiği yer, havut.
Yalaş: Mısır unundan yapılan bulamaç.
Yallık: Çocuk önlüğü.
Yaloğuş: Yağcılık yapan. Herkese şirin gözükmeye çalışan.
Yağrık: Üzerinde odun kesilen kütük.
Yanır : Kir birikintisi.
Yarenlik: Şaka.
Yarmaça: Kalın ağacın yarılmasıyla elde edilen odun.
Yassu: Yatsı.
Yaygara: Dedikodu.
Yayhamak: Yıkamak.
Yazu : Arazi.
Yağannı: Sırtın sağ sol tarafı.
Yağrık :Üzerinde odun kesmeye yarayan kalın ağaç parçası.
Yağnış: Yanlış.
Yarımağız: isteksiz.
Yaşmak: Yazma, baş örtüsü. Yeni gelinin büyüklerin yanında konuşmaması.
Yeltenmek:Bir işe girişmek, niyetlenmek.
Yennemek: Dişi hayvanların yavrulamaya yakın zamanı.
Yeğinik: Hafif. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Yemişen: Küçük kırmızı meyveleri olan bitki. (Patlanguçla yemişen veya dağum atılırdı.)
Yenicük: Sakızlık ağacının 15-20 cm.uzunluğundaki kartalmamış ışkını.
Yeygü: Hayvan yiyeceği.
Yımırta: Yumurta.
Yiti : Sert, fazla, koyu.
Yoha: Derin olmayan.
Yonga: Ağaçtan yarılarak yapılan, kiremit yerine çatıları örtmye yarayan küçük parçalar.
Yoz : Kısır koyun.
Yunnak: Yıkanma yeri.
Yumak: Yıkamak.
Yüklü: Hamile.
Yüklük: Yatak, yorgan dolabı.
Yülemek: Kesici aletlerin ağzını kösüre, masat veya eğe ile keskinletmek.
Yüzellikotu: Nazar değmesine karşı kullanılan bir çeşit ot. Güzellik otu.

Z

Zabağnan : Sabahleyin.
Zağar: Köpek.
Zahra: Zahirenin yöresel söylenişi. Kışlık tahıl.
Zavrak: Salatalık. Hıyar.
Zavzu : Sebze.
Zebellah: Büyük.
Zebillik: Bolluk, çokluk.
Zeklenmek: Taklit etmek.
Zelve: Öküzü boyunduruğa bağlamaya yarayan eğri odundan yapılan kısmı.
Zelzele: Deprem.
Zerze: Kapı kilidi.
Zevzek: Şımarık. Seviyesiz hareket eden.
Zıbarmak: Gebermek, ölmek, uyumak, sızmak.
Zıranta: İri yapılı. © Niksar Hüseyingazi Köyü Web Sitesi niksarhuseyingazi.com
Zırnık: Çok az miktar.
Zırtaboz: Kendini beğenmiş.
Zıkkım:İstemeden zoraki olarak verilen bir şey için söylenir.
Zipçi: Yaş ağaç dalının kabuğundan yapılan düdük.
Zirzop: Delice hareket eden.
Zobu: Kaba insan.
Zoğal : Kızılcık.

Son Eklenen Kelimeler
 Kelime   Eklenme Tarihi  Kelimeyi Ekleyen  
 gübür  27/01/2010  Site Yönetimi
 momucuk  27/01/2010  Site Yönetimi
 gölbez  27/01/2010  Site Yönetimi
 hüşümlenmek  27/01/2010  Site Yönetimi
 ılıncak  27/01/2010  Site Yönetimi
 gonguluk  27/01/2010 Site Yönetimi
 süyem  27/01/2010 Site Yönetimi
   
  • NOT: Sözlüğümüze yeni kelime eklemek veya eklenen kelimelerdeki yanlışlıkları düzeltmek için aşağıdaki "Yorum Yaz" bölümünü kullanabilirsiniz.
DİKKAT!
Çok büyük bir çaba harcayarak oluşturulan yöresel kelimeler sözlüğümüz ve yöresel kültürümüzü tanıtan diğer sayfalarımız kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılarak hiç bir yerde yayınlamamaz.
© Tüm Hakları Saklıdır.


Facebook'ta Paylas
Yorumlar (5)Add Comment
0
...
yazar sakin peker, Mayıs 23, 2009
ÇEPİL :Herşeye burnunu sokan
KIPINMAK:Hızlı koşmak
-----------------
Editörün Notu: "Çepil" kelimesi daha önceden sözlüğümüze eklenmişti. "Kıpınmak" kelimesi yukarıya eklenmiştir. Teşekkür ediyor, katkılarınızın devamını bekliyoruz.
0
enselemek
yazar erol, Haziran 21, 2009
Enselemek: Yakalamak, açığa çıkarmak.
0
yeni kelime
yazar erol, Haziran 26, 2009
YAMALIK:yırtılmış giyeceklerde tamir için kullanılan kumaş parçası
0
şimdi buldum
yazar erol, Haziran 26, 2009
IŞMAR:işaret etmek,hareketle uyarmak
0
cipdümek
yazar erol, Temmuz 27, 2009
slm herkese .birazdan yazacağım kelime olurmu bilmem ama her tisli inanın kullanmıştır
CİPDÜMEK=tek hamlede kesmek .ikiye ayırmak.
umarım olmuştur...kolay gelsin
---------------------------------------
Yönetici yorumu: Teşekkür ederiz Erol. Bu kelime daha önceden sözlüğümüze eklenmişti. Sözlüğümüzde olmayan yeni kelimeler bekliyoruz.

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme: Cumartesi, 06 Mart 2010 22:57
 


Giriş Yap

Hava Durumu

45°
°F | °C
Mostly Cloudy
Humidity: 81%
Wed

45 | 54
7 | 12
Thu

53 | 63
11 | 17
Fri

50 | 60
10 | 15

Ziyaretçiler

Bugun: 31
Dun: 214
Toplam: 44914
Şu anda 19 konuk çevrimiçi


Sayac